Posts

Anlayamadım gitti!

Image
O kadar çok anlayamadığım şey var ki… Sayfalarca yazabilirim herhalde. Şu yaz aylarında Çeşme’de tatildeyken gözüme batanlarla başlayayım. Aşırı naylon torba ve pet şişe kullanımını dehşet içinde izlemeye devam ediyoruz... Pet ve cam şişeleri, teneke kutuları sokağa atanlarda bir azalma yok... Çöpe bile atmamak lazım, çünkü hepsi geri dönüştürülebiliyor. Eskiden şişeleri ve gazeteleri biriktirir Çeşme’ye götürürdüm. Artık gerek kalmadı. İki sene boyunca vır vır etmemin sonucunda artık Ildır’daki sitemize de geri dönüşüm kutuları konuldu. Ama kaç kişi çöpünü ayrıştırıp götürüp oraya atıyor? Bilmek istemiyorum… Tek bildiğim ailece çöpçü olduk(!) Plajdan, sokaktan, denizden toplayıp kutulara atıyoruz. Denizler desen, içler acısı… Sekiz senedir aynı sitede yüzüyorum, yüzerken de gözlükle denizin dibine bakıyorum. Her geçen sene su daha bulanık, denizin dibi daha yosunlu, eskiden bulduğum deniz kabukları artık yok... Eğer fırtınalı bir günden sonra yüzüyorsam denizin içi naylo...

“Aşka Veda”

Image
“Aşka veda” Can Dündar’ın yeni kitabının ismi. Aşk’la ilgili yazdığı kısa yazılarından derlenmiş. Paris-İzmir yolculuğunda okudum bitti. Nasıl güzel, nasıl gerçek tespitler… Budur diyorsun, durum aynen budur! Yıllarca bekar kız arkadaşlarımı dinledim… Piyasada adam gibi adam yok! İyileri kapılmış zaten, evli. Bekarlar… Ya gay, ya sorunlu. Sorunsuz gibi görünenleri ise “sorumsuz!” Pöööffffff ne kara bir tablo… Lezbiyen olsan yeridir! Sonra erkek arkadaşlarımı dinlemeye başladım. Öyle dolmuş ki erkekler, en konuşmayanlarının bile diline vurmuş! Dertliler, çok dertli! Ben bir ara ciddi ciddi “erkek tarafı” oldum. Haklı oldukları çok şey vardı çünkü. Avlanma zevki yok olmuş şaşkın erkekler, “kolay” zamane kadınlarından bıkmış. “Peşinde koşmak, elde etmek istiyorum!” diye bağırıyorlar avazları çıktığı kadar ama duyan yok! Onlar da bırakmışlar kendilerini, günlerini yaşıyorlar. Bıkmışlar kadınlardan, evlenmiyorlar. Hatta arada hemcinslerini bile deniyorla...

Kimse kimseyi dinlemiyor!

Image
Dinlemek bir sanat. Hem de öyle bir sanat ki icra edebilen çok az. Kendim dahil! Dinlemeyenler aralarında farklı gruplara ayrılıyor. Hiç dinlemeyenler... Hemen anlaşılıyor! Dinliyormuş gibi yapıp, arada telefonuyla oynaşan, biraz uzarsa sıkılıp etrafa bakanlar bu kategoriye giriyor. Sen çok ciddi bir şey anlatırken kolyeni nereden aldığını bile sorabiliyorlar mesela! Bunlar aynı zamanda telefonundan 10 dakika bile uzak kalamayan elektro manyaklar oluyor... Seninle baş başa yemek yerken telefonu masada ve sesi açık olan, gelen telefon ve mesajlara önemsiz bile olsa cevap verenler... Dinlerken yorum yapmadan duramayanlar... İşte ben bu gruba giriyorum! Çok içten ve önem vererek dinlerim aslında... Sonra ilgilenir, hatır sorarım... Çözüm bulmaya çalışırım... Falan filan... Bu yüzden dış kapının dış mandalları bile gelir derdini bana anlatır. Amaaaa dinlerken susamam! Arada yorum yaparım. Elimde değil, kaçıverir ağzımdan. Belki gerekli bir yorumdur a...

Anasını sevmiyorsan kızını alma!

Image
Gittikçe anneme benziyorum. Her geçen sene biraz daha fazla! İşin kötüsü, daha çok beğenmediğim, hatta gırgıra aldığım hallerine benziyorum. “Kızım kalp krizi geçirteceksin bana!” “Yaaa anne, bu kadar da evhamlı olunmaz ki, rahat ol biraz!” Ah anneminki de evham mıymış? Ne rahat yetiştirmiş bizi meğerse... Üstelik o zamanlar cep telefonu da yokmuş... Benim şimdiki hâlim içler acısı... Kızlardan biri cep telefonuna 10 dakikadan fazla cevap vermesin, bütün arkadaşlarını sırayla aramaya başlıyorum. Ben olsam sinir olurdum ama elimde değil, merak ediyorum işte! ✳✳✳ “Ayşe, şu önde yürüyen kadının poposu mu daha büyük, benimki mi?” “Seninki anne! J ” “Bana baaak, kızdırma beni!” Benim popomla bir alıp veremediğim yok. Kızlara popo boyutu karşılaştırması yaptırmıyorum ama aramızda şöyle konuşmalar geçebiliyor: “Kızlar Lea’nın annesi benimle aynı yaştaymış. Ne olur çabuk söyleyin, ben o kadar yaşlı durmuyorum, değil mi?” “ Hahaha haaaa” “Ne???” ...

Gelmek isteyen kaza

Image
Serin, hatta soğuk sayılabilecek bir Mart sabahı Béatrice ile birlikte Paris’teyiz. Gökyüzünde gittikçe fazlalaşan koyu gri bulutlar ve rüzgâr yağmurun yaklaşmakta olduğunu haber veriyor. Béa’nın Mini Cooper’ının içi sıcak, radyodan hafif bir müzik geliyor ve koyu bir sohbete dalmışız... Benim pazarlamam sıfır olduğu için yeni müşteri bulma konusunda bana Béatrice yardımcı oluyor. Onunla 2007 yılında şirket kurma ile ilgili bir eğitim sırasında tanıştık. Béa’nın uzun vadeli bir projesi vardı ve gerçekleşinceye kadar bana pazarlama konusunda yardım edebileceğini söyledi. İnsan olarak da çok hoşlandığım bir kişiden böyle bir teklif gelmesi beni çok sevindirmişti. Fakat hemen sonra Béatrice göğüs kanserine yakalandı... Bu zor dönem bizi çok yakınlaştırdı. Elimden geldiğince ona destek olmaya çalıştım. Béa kendisini iyi hissettikçe bana yardımcı olmaya devam etti. Bu onun biraz olsun hastalıktan uzaklaşıp, çalışma hayatından kopmamasını da sağladı. 2009 yılına geldiğimizde Béa artı...

Ildır'ın suçu ne?

Image
Adnan Menderes havaalanında bizi Paris’tekinden 15 derece daha fazla bir sıcaklık ve kollarını neşeyle açıp kucaklayan annem karşıladı. Oh be! Bütün kış beklediğimiz yaz tatilimiz başlıyordu işte... Havaalanından çıkmamız gece yarısını geçti. Hareketli bir CD koyduk ve bütün yol boyunca sesini sonuna kadar açıp dans ettik. Dağ yolundan çıkıp köyün içine girdiğimizde ben müziğin sesini kıstım. Çocuklar “anneeee hayır” diye itiraz ettiler. “Saat sabah 1.30, bu saatte köyde herkes uyur, bangır bangır müzik çalarak geçilmez...” diye açıklama yapmaya başlamışken... O da ne? Sur Cafe tıklım tıklım, Ildırı Balık Lokantası henüz kapanmamış, Herakles’te bile bu saatte terasta birkaç masa var! Hayırdır inşallah... Neyse, biz siteye vardık, uyuduk, uyandık, ertesi gün köye gittik. Önce Herakles’e uğradık. Meleğin güler yüzü, garson Özkan’ın saflığı hiç değişmemiş. Ama Herakles daha da güzelleşmiş. Meleğin ince zevki her köşede... Bir iki masa daha eklenmiş, iskemleler yenilenmiş...

Erkek olmak zor iş!

Image
Yıllar sonra karşılaştığım bir okul arkadaşım neden hiç evlenmediğini açıklarken “Kadınlardan korkuyorum!” demişti. “Ben de!” dedim, “Haklısın valla, ben de çok korkuyorum!” Şaka yaptığımı zannetti önce ama ben çok ciddiydim. Ne yalan söyleyeyim, hemcinslerimden feci halde korkuyorum! Bir kadının ahını almayacaksın, sana yapmadığını bırakmaz! Boşanma aşamasında bir arkadaşımın kocasına yaptıklarına şahit olunca bunu daha iyi anladım. Bunun erkek versiyonları da var tabi... Fakat erkek çok kafa yorulması gereken bir kötülük yapıyorsa, anlayın ki arkasında ona akıl veren bir kadın var. Erkek düz mantıklıdır, saftır. Aklı entrikalara ermez. Yalan söylemeyi bile yüzüne gözüne bulaştırır, hemen açık verirler. Yaptığı işe tamamen yoğunlaşır. Sevişirken konsantre olma problemi yoktur. İki şeyi aynı anda yapmakta zorlanır. Mesela, bir şey okuyorsa sorulan soruya cevap veremez. Kadın ise aynı anda birçok şeyi yapmak konusunda uzman olmasına r...