Posts

SGK !

Image
Dışardan ödemelerimi tamamladım, yaşım da kemale erdi, artık Türkiye’den emekli olabilirim. Fransa’da yaş sınırını her sene yükselttikleri için emeklilik yaşım geldiğinde halen yaşıyor olmayabilirim zaten! “Artık devlet daireleri çok güzel çalışıyor, yarım saatte halledersin” dediler. Diyenler arasında benim emeklilik işlerimle ilgilenen muhasebecimiz de olduğu için inandım. Ben Türkiye’de yaşarken SSK ve Bağkur vardı. Şimdi ikisini birleştirmişler SGK olmuş = Sosyal Güvenlik Kurumu. Ama insana güvenden başka her şeyi veriyor! Baş ağrısı, mide bulantısı, eklem ağrısı... Ümraniye SGK’ya bağlıymışım, oraya gittik önce. İlk konuştuğumuz adam bana 3500 TL borç çıkarttı. Halbuki bütün ödemeler bitmişti, bir tek yaş için bekliyordum. 47 yaşımı dolduralı da 10 gün olmuştu. “Yana gidin sorun!” buyurdu, suratıma bakmadan konuşan adam. Yan, Bağkur oluyor... Bağkur’daki adam bana hemen “sen” diye hitap et...

Anlayamadım gitti!

Image
O kadar çok anlayamadığım şey var ki… Sayfalarca yazabilirim herhalde. Şu yaz aylarında Çeşme’de tatildeyken gözüme batanlarla başlayayım. Aşırı naylon torba ve pet şişe kullanımını dehşet içinde izlemeye devam ediyoruz... Pet ve cam şişeleri, teneke kutuları sokağa atanlarda bir azalma yok... Çöpe bile atmamak lazım, çünkü hepsi geri dönüştürülebiliyor. Eskiden şişeleri ve gazeteleri biriktirir Çeşme’ye götürürdüm. Artık gerek kalmadı. İki sene boyunca vır vır etmemin sonucunda artık Ildır’daki sitemize de geri dönüşüm kutuları konuldu. Ama kaç kişi çöpünü ayrıştırıp götürüp oraya atıyor? Bilmek istemiyorum… Tek bildiğim ailece çöpçü olduk(!) Plajdan, sokaktan, denizden toplayıp kutulara atıyoruz. Denizler desen, içler acısı… Sekiz senedir aynı sitede yüzüyorum, yüzerken de gözlükle denizin dibine bakıyorum. Her geçen sene su daha bulanık, denizin dibi daha yosunlu, eskiden bulduğum deniz kabukları artık yok... Eğer fırtınalı bir günden sonra yüzüyorsam denizin içi naylo...

“Aşka Veda”

Image
“Aşka veda” Can Dündar’ın yeni kitabının ismi. Aşk’la ilgili yazdığı kısa yazılarından derlenmiş. Paris-İzmir yolculuğunda okudum bitti. Nasıl güzel, nasıl gerçek tespitler… Budur diyorsun, durum aynen budur! Yıllarca bekar kız arkadaşlarımı dinledim… Piyasada adam gibi adam yok! İyileri kapılmış zaten, evli. Bekarlar… Ya gay, ya sorunlu. Sorunsuz gibi görünenleri ise “sorumsuz!” Pöööffffff ne kara bir tablo… Lezbiyen olsan yeridir! Sonra erkek arkadaşlarımı dinlemeye başladım. Öyle dolmuş ki erkekler, en konuşmayanlarının bile diline vurmuş! Dertliler, çok dertli! Ben bir ara ciddi ciddi “erkek tarafı” oldum. Haklı oldukları çok şey vardı çünkü. Avlanma zevki yok olmuş şaşkın erkekler, “kolay” zamane kadınlarından bıkmış. “Peşinde koşmak, elde etmek istiyorum!” diye bağırıyorlar avazları çıktığı kadar ama duyan yok! Onlar da bırakmışlar kendilerini, günlerini yaşıyorlar. Bıkmışlar kadınlardan, evlenmiyorlar. Hatta arada hemcinslerini bile deniyorla...

Kimse kimseyi dinlemiyor!

Image
Dinlemek bir sanat. Hem de öyle bir sanat ki icra edebilen çok az. Kendim dahil! Dinlemeyenler aralarında farklı gruplara ayrılıyor. Hiç dinlemeyenler... Hemen anlaşılıyor! Dinliyormuş gibi yapıp, arada telefonuyla oynaşan, biraz uzarsa sıkılıp etrafa bakanlar bu kategoriye giriyor. Sen çok ciddi bir şey anlatırken kolyeni nereden aldığını bile sorabiliyorlar mesela! Bunlar aynı zamanda telefonundan 10 dakika bile uzak kalamayan elektro manyaklar oluyor... Seninle baş başa yemek yerken telefonu masada ve sesi açık olan, gelen telefon ve mesajlara önemsiz bile olsa cevap verenler... Dinlerken yorum yapmadan duramayanlar... İşte ben bu gruba giriyorum! Çok içten ve önem vererek dinlerim aslında... Sonra ilgilenir, hatır sorarım... Çözüm bulmaya çalışırım... Falan filan... Bu yüzden dış kapının dış mandalları bile gelir derdini bana anlatır. Amaaaa dinlerken susamam! Arada yorum yaparım. Elimde değil, kaçıverir ağzımdan. Belki gerekli bir yorumdur a...