Posts

Ergen sözlüğü

Image
Bir ergen ile anlaşabilmek için onun konuştuğu lisanı bilmeye gerek yok. Sadece birkaç kelime ya da cümle öğrenmek yeterli. Eğer konuşmak zahmetinde bulunursa hep aynı şeyleri duyuyorsunuz. Bazı sözcükler birden fazla anlama geliyor ve genellikle anlamı dışında kullanılıyor (uzmanlık konum olan Fransa’da yaşayan ergenlerden bahsediyorum.) En çok kullanılan İngilizce’den gelen bir kelime: Cool! -        On dakika sonra sofraya otuyoruz. -        Cool! = üf, tamam. -        Lütfen yatmadan önce yere attıklarını topla. -        Cool! = kaç defa tekrarlarsan tekrarla, ben yine toplamadan gidicem yarın sabah. -        Geç kalma lütfen, hava kararmadan gel. -        Cool! = yine evde olmam gereken saatte sms gönderip «yoldayım» der, yarım saat geç gelirim. Bir de «Tu es sérieuse?» var… ...

Neden çocuklara yalan söylüyorsunuz?

Akşam sakin sakin Lucy’nin ödevini yaptırırken, Melanie ile Liza’nın odasından gittikçe yükselen tartışma sesleri gelmeye başladı. Bir süre bekledim ama sesler çığlığa dönüşünce müdahele etmek zorunda kaldım. Ayşe: N’oooluyooo??? Liza: Anneeee kutumdaki son dört çikolatamı da yemiş! Bana sormadan! Mel: N’apiim, evde yoktu, soramadım. Üstelik ben ona hediye etmiştim o çikolataları, hem de kendi paramla almıştım. Ayşe: Bir dakika, hediye ettikten sonra artık senin değil Liza’nın, sormadan yiyemezsin. Liza: Bi defa yalan söylüyor. Noel hediyeleri ile beraber vermişti. Senin Noel’de birbirimize hediye almamız için verdiğin paradan aldı. Mel : Hayır, o para bitmişti, ben cep harçlığımdan…….. Mélanie daha cümlesini tamamlayamadan Lucy kendini yatağın üstüne attı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı « Noel baba yok… Noel baba yooookkkkk. » O anda üçümüze de dank etti. Lucy’nin orada olduğunu tamamen unutup pot kırmıştık! Noel babanın gökyüzünden kızağıyla gelip hediyeleri...

Nereden nereye...

Image
10 şubat 1997. “Diplôme de Français des Affaires” programının ilk günü. Sorbonne Üniversitesi ve Ticaret odasının beraber hazırladığı ciddi bir diploma programı. Lisan işi bitmiş artık bir üst seviyeye geçmişim. İş Fransızcasından daha kapsamlı, üniversitede okuduğum birçok dersin de Fransızca kısa özeti sayılabilecek bu programa başlamaktan çok mutluyum. Büyük oval masanın etrafına dizilmiş bütün öğrenciler. Masanın başında sonradan çok seveceğim ekonomi öğretmenim Monsieur Perfornis oturuyor. Öğretmenimiz kısaca kendimizi tanıtmamızı istiyor. Sırayla herkes başlıyor. Öğrencilerden bir tanesi "Gül Laurent" diyor, benimkine çok benzeyen bir aksanla... Soyadı Laurent... O da benim gibi bir Fransızla evli demek... Sıra bana gelince o da dikkat kesilip aynı şeyleri düşünerek bana bakıyor. Ders sonunda birbirimizin yanına gidip konuşuyoruz. Gül İzmirli. Benim gibi eşiyle Türkiye’de tanışmış. Onun da eşi tanıştıklarında “coopérant”mış. (“Coopérant” askerliğini yurt dışında Konso...

Her derde deva arkadaşlarım!

Image
Arkadaşlarımın hepsini bir araya toplasam bayağı kafası karışır herhalde insanların. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” lafının  anlamı kalmaz. Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?   Neden bazıları marjinal ötesi? Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum? Neden kimse anlayamıyor? Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan. Biriyle uslu, kibar kız oluyorum. Diğeriyle küfürlü konuşup, abuk şakalar yapıyorum. Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum. Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum. Biriyle evde oturup çay içiyorum. Diğeriyle bara gidip dans ediyorum. Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum. Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum. Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki, tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor. Arkadaş hazinesi! Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü gönümde b...

Gözlüğüm...

Image
Kendime Milano’dan güzel bir güneş gözlüğü aldım mayıs ayında. Aslında hiç niyetim yokken David zorla “bu sana çok yakışır” diye denetip aldırttı. Gerçekten de cuk diye oturdu. Hem yüzümün şekline uydu, hem rahat, hem de modaya uygun... Bir gözlükten başka ne istenir? Yeni gözlüğümü bütün yaz keyifle kullandım. Eylülde İstanbul’a gittim. Pastırma yazı idi ve gözlüğümü aynı keyifle kullanmaya devam ediyordum. Bir sabah gözlerimi kamaştıran güneşten korunmak için çantamda gözlüğümü aradım ama gözlük yok. İki gündür gittiğim bütün yerleri aradım. Yok. Hiçbir yerde unutmamışım. Çok üzüldüm kaybettiğime... Daha bir çizik bile yoktu... Çok seviyordum gözlüğümü... Paris’e döndüm. Aynı gözlüğü bütün mağazalarda aradım ama bulabilmek mümkün değil. Hatta o arada bir iki seyahatim oldu ve havaalanlarındaki “duty free”lerde de baktım. Ama aynı gözlük yok.  Kasım ayında tekrar İstanbul’a geldim. Bir sabah taksiye bindim, numune yaptırdığım fabrikaya gidiyorum. Taksi şöförüne Kağıthane’d...

45'lik

Image
Lisede çok ilginç bir psikoloji hocamız vardı. Aklında hiçbir şeyi tutamayan ben bile kadının tipini ve anlattıklarının çoğunu hatırlıyorum. Dış görünüşünü unutmam mümkün değil zaten, karanlıkta görsen korkabileceğin kadar çirkin ve aynı zamanda da korkunç bakışları olan bir kadındı... Genellikle bir hikâye anlatırken tavana bakardı. Bana o zamanlar “çok yaşlı” gibi gelirdi ama en fazla 45 olmalıydı. En azından o günkü hikâyesinin kahramanı olan arkadaşı 45 yaşındaydı. Arkadaşının sokakta bir adamın ilgisinden ne kadar hoşlandığını ve bunu kendisine nasıl ballandıra ballandıra anlattığını bize komik bir şekilde tasvir etmiş ve bu yaştaki kişilerde başlayan yaşlanma korkusu ve yaş krizini açıklamıştı. Ben 80’li yıllardaki bu psikoloji dersini çoktan unutmuştum... Paris sokaklarında tek başıma gezindiğim o güne kadar. Kaldırımda normal normal yürüyordum. Güzel giyinmiş falan değilim, jean, t-shirt, spor ayakkabı. Yanımdan geçen motosikletli genç çocuk arkasını dönüp ba...

Kırk yaşında olmak

Image
Kırk yaşımı doldurmama 10 gün kaldığından mıdır, yoksa bu sabah hayatımı değiştirmeye yardım edecek o kağıtları imzaladığımdan mıdır bilmem, bugün ağzım kulaklarımda! Mutluluk sonradan hatırlanan bir duyguymuş, yaşarken pek farkına varılmazmış… “Ah ne güzeldi, öyle yapardık, böyle yapardık, şuraya gitmiştik, buraya gitmiştik, nasıl sarhoş olmuştuk, nasıl gülmüştük, ne güzeldi…” Çocukluk, ilk gençlik anılarımız sonradan daha tatlı gelir, anlat anlat tadına doyulmaz... Sadece 1 senelik 40 yaş tecrübesi olan bir kişi olarak, fazla ahkâm kesmeye hakkım olmadığı halde, hislerimde olan değişikleri 30’lu yılların sonundan beri gözlemliyorum… O “sonradan hatırlanan mutluluk” var ya, işte bu yaşlarda kıymetini bilerek anında yaşanıyor, tadı çıkartılıyor. O yaşa kadar yeterince mutsuzluk yaşadığımızdan mıdır nedir, mutlu anların keyfini önceki senelere göre daha iyi çıkartıyoruz... Zaman daha da hızlı uçup gitmeye başlıyor. Günler, haftalar, aylar o kadar hızlı ilerliyor ki, ken...