Posts

Gülme krizi!

Image
Gülme krizleri uzmanlık alanımdı genç kızken. Neden başladığının hiç önemi yoktu. Genelde küçücük, anlamsız bir şeyden başlar, kısa sürede kontrol altına alınamayan bir yangına dönüşürdü. Acayip sesler çıkartarak, o çıkan sesleri duyup daha da fazla gülerek, gözlerimden yaşlar gelip karnım ağrıyarak, nefessiz kalana kadar güldüğüm günler en çok lise dönemine rastlar. İki günde bir sınıftan dışarı atılırdım. Öğretmen “koridorda bekle, sakinleşince gel” derdi. Sakinleştiğime inanınca kapıyı vururdum. Sessiz ve yüzlerinde hafif bir gülümsemeyle bana bakan sınıf arkadaşlarımı görünce yeniden gülmeye başlar, tekrar dışarı atılırdım. Sözlüye kalkınca gülmekten konuşamadığım için sıfır aldığım da çok olurdu. (Tembel bir öğrenci değildim. Ama derste dinlemek yerine şamata yapmayı tercih ettiğim için evde daha çok çalışmak zorunda kalırdım.) Bir de insanın beraber güldüğü arkadaşları vardır, göz göze gelmen yeter. Hiçbir şey olması gerekmez. En samimi olduğum çocukluk arkadaşım Şebnem’le Fen...

İtinayla pot kırılır(!)

Image
Kastî yapmıyorum, çıkıveriyor ağzımdan farkında olmadan. Aklımdan geçeni anında söylediğim için herhalde... Artık mümkün olduğu kadar dikkat etmeye çalışıyorum. En son üç ay önce doğum yapan birine “Eeee doğum ne zaman?” dediğimde, hamilelikle ilgili sorular sormayı tamamen bıraktım. O güne kadar hamile olmayan kaç kişiye “tebrik ederim, ne kadarlık?” diye sorup yerin dibine girmiştim zaten. Artık hafif şişkin bir karın görünce görmezlikten geliyorum. O bana söyleyinceye kadar ağızımı açmıyorum. Yaş meselesi de çok kritik. Yaşından küçük tahmin edersen iyi ama özellikle kadınların yaşını büyük tahmin edersen, ölümlerden ölüm beğen. Yaş konusunda da çıt yok bundan sonra. Kilo konusu var bir de. Birini uzun süre görmeyince insan ister istemez bir şeyler söylüyor. Geçen yaz bir arkadaşıma “Oh oh tatilde kayınvalidenin yemekleri yaramış” dedim diye eşim bana çok kızdı. Öyle denmezmiş! Bir defa, söylediğim arkadaşımız erkekti ve kilo yakışmıştı. Hiçbir art...

Ergen sözlüğü

Image
Bir ergen ile anlaşabilmek için onun konuştuğu lisanı bilmeye gerek yok. Sadece birkaç kelime ya da cümle öğrenmek yeterli. Eğer konuşmak zahmetinde bulunursa hep aynı şeyleri duyuyorsunuz. Bazı sözcükler birden fazla anlama geliyor ve genellikle anlamı dışında kullanılıyor (uzmanlık konum olan Fransa’da yaşayan ergenlerden bahsediyorum.) En çok kullanılan İngilizce’den gelen bir kelime: Cool! -        On dakika sonra sofraya otuyoruz. -        Cool! = üf, tamam. -        Lütfen yatmadan önce yere attıklarını topla. -        Cool! = kaç defa tekrarlarsan tekrarla, ben yine toplamadan gidicem yarın sabah. -        Geç kalma lütfen, hava kararmadan gel. -        Cool! = yine evde olmam gereken saatte sms gönderip «yoldayım» der, yarım saat geç gelirim. Bir de «Tu es sérieuse?» var… ...

Neden çocuklara yalan söylüyorsunuz?

Akşam sakin sakin Lucy’nin ödevini yaptırırken, Melanie ile Liza’nın odasından gittikçe yükselen tartışma sesleri gelmeye başladı. Bir süre bekledim ama sesler çığlığa dönüşünce müdahele etmek zorunda kaldım. Ayşe: N’oooluyooo??? Liza: Anneeee kutumdaki son dört çikolatamı da yemiş! Bana sormadan! Mel: N’apiim, evde yoktu, soramadım. Üstelik ben ona hediye etmiştim o çikolataları, hem de kendi paramla almıştım. Ayşe: Bir dakika, hediye ettikten sonra artık senin değil Liza’nın, sormadan yiyemezsin. Liza: Bi defa yalan söylüyor. Noel hediyeleri ile beraber vermişti. Senin Noel’de birbirimize hediye almamız için verdiğin paradan aldı. Mel : Hayır, o para bitmişti, ben cep harçlığımdan…….. Mélanie daha cümlesini tamamlayamadan Lucy kendini yatağın üstüne attı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı « Noel baba yok… Noel baba yooookkkkk. » O anda üçümüze de dank etti. Lucy’nin orada olduğunu tamamen unutup pot kırmıştık! Noel babanın gökyüzünden kızağıyla gelip hediyeleri...

Nereden nereye...

Image
10 şubat 1997. “Diplôme de Français des Affaires” programının ilk günü. Sorbonne Üniversitesi ve Ticaret odasının beraber hazırladığı ciddi bir diploma programı. Lisan işi bitmiş artık bir üst seviyeye geçmişim. İş Fransızcasından daha kapsamlı, üniversitede okuduğum birçok dersin de Fransızca kısa özeti sayılabilecek bu programa başlamaktan çok mutluyum. Büyük oval masanın etrafına dizilmiş bütün öğrenciler. Masanın başında sonradan çok seveceğim ekonomi öğretmenim Monsieur Perfornis oturuyor. Öğretmenimiz kısaca kendimizi tanıtmamızı istiyor. Sırayla herkes başlıyor. Öğrencilerden bir tanesi "Gül Laurent" diyor, benimkine çok benzeyen bir aksanla... Soyadı Laurent... O da benim gibi bir Fransızla evli demek... Sıra bana gelince o da dikkat kesilip aynı şeyleri düşünerek bana bakıyor. Ders sonunda birbirimizin yanına gidip konuşuyoruz. Gül İzmirli. Benim gibi eşiyle Türkiye’de tanışmış. Onun da eşi tanıştıklarında “coopérant”mış. (“Coopérant” askerliğini yurt dışında Konso...

Her derde deva arkadaşlarım!

Image
Arkadaşlarımın hepsini bir araya toplasam bayağı kafası karışır herhalde insanların. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” lafının  anlamı kalmaz. Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?   Neden bazıları marjinal ötesi? Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum? Neden kimse anlayamıyor? Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan. Biriyle uslu, kibar kız oluyorum. Diğeriyle küfürlü konuşup, abuk şakalar yapıyorum. Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum. Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum. Biriyle evde oturup çay içiyorum. Diğeriyle bara gidip dans ediyorum. Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum. Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum. Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki, tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor. Arkadaş hazinesi! Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü gönümde b...